'DUA' BU TOPRAKLARA CANLARINI VEREN MEHMETÇİKLER İÇİN YAZILMIŞTIR.
Sultan Sansarcı / Sergİstanbul Dergisi (Aralık 2007)

Müziğe 14 yıl ara verdikten ve bir suskunluk döneminden sonra yeniden hayranlarınızın karşısına çıkıyorsunuz. Ancak bu uzun zaman dilimine rağmen sanki hiç ayrılık olmamışçasına, sevenlerinizi bıraktığınız yerde bulabiliyorsunuz. Arada sağlam bir köprü ve güçlü bir sevgi alışverişi var. Bunun mutlaka bir sırrı olmalı!

 Müziğe asla ara vermedim. 29 Eylül 2006 tarihindeki, İstanbul Açıkhava Tiyatrosu konserine kadar geçen 14 yıllık süreçte her ene bir albümüm yayınlandı.

Yalnızca fiziksel anlamda uzak olduğum zamanlardı.

Kaçış ya da kırgınlık değil, net bir tavır ve karşı duruş içindeyim.

Yazdıklarım ve yaşadıklarımla huzurluyum.

Sonuncusu, 25 Ağustos 2007’de Kuruçeşme Arena’da gerçekleşen  dört konser verdim.

İzleyicilerimle ‘Tekyürek’ olduğumuz tarifsiz yürek büyüleri yaşandı.

Sır, üretirken kainatla zaman ve mekanın olmadığı boyutta, şekillerden azade buluşmalarda. 

 

Sanatçıların en büyük korkusudur unutulmak, ilgiden ve sevgiden yoksun kalmak. Oysa sizin böyle bir tedirginliğiniz ve endişeniz yok. Bu çıkmazı nasıl aştınız?

 Ruhunuzla üretiyorsanız, ruhlarını yitirmemişler sizi anlarlar, ruhlarının taa içlerinde duyumsarlar.

Gönülleri titreten, irkilten ezgiler, enstrumantal de olsa, bilmediğiniz bir dilden de söylense, sizi başka alemlere götürür.

Bu yolculukta öyle şeyler paylaşılır ki, artık herşeyin ötesindesinizdir.

  

Bu uzun ayrılık döneminde İlhan İrem’in müzikal duruşunda ve ruhunda olagelen değişimlerden, devinimlerden söz eder misiniz?

1983’te ‘Pencere’ ile başlatıp, ‘Köprü’ , ‘Ve Ötesi’ ile girdiğim koridor,

2001’de ‘Seni Seviyorum’ ile şekil değiştirdi.

Her albümle gönlümün bir kilidini açıyorum.

Kendine dönüşlerle, sonsuz hatırlayışlarla, keskin, koyu yalnızlıklarda.

‘Ayrılık’ sizin ona verdiğiniz anlamla varken yok olmuyor mu?

 

Mucizelere inanır mısınız? Yanıtınız “Evet” ise insanların mucizelere inancını güçlendirmek adına yaşadığınız bir mucizeyi bizimle paylaşır mısınız?

Mucizelere inanmayacak kadar büyük bir mucizenin parçasıyım!

Başka bir deyişle, artık herşey olağan.

Sessizlikte mahşeri uğultular, muhteşem senfoniler var.

Normal duyuşlara indirgenmemiş, yazı ve ses formatına dönüşmemiş fısıltılar.

Her an daha büyülü bir biçimde, olağan bir akış haline dönüşen bir ışık yolculuğu.

Einstein, ‘Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: Biri hiçbirşeyin mucize olmadığını düşünmek,

diğeri herşeyin mucize olduğunu düşünmek.’ demiş. Mucizeyi hissetmenin olağan dinginliği.

 

 Çözülmesi zor bir bilmece olmak, mesajı direkt vermekten daha mı etkili sizce?

 Yalnızca yaşadıklarımı yazıyorum.

Çok açık ve net olarak da anlattığımı sanıyorum.

Yaşananlar, masalsı, şiirsel ve mucizevi olabilir.

Bu benim hayatım. Ve ben yalnızca yaşadığımı yazıyorum.

 

 Bir röportajınızda şarkılarınızın yatıştırıcı etkisi olduğunu okudum. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları’nda tedavi görenlere sizin şarkılarınız dinletiliyormuş. Siz bu ifadeyi doğrulamışsınız.

 1975 yılından beri bu tip haberler yayınlanıyor.

Bana da, yurtiçinden ve yurtdışından bu konuda somut bilgiler geliyor.

Pozitif enerji akışını duru kalmış ruhlar daha iyi hissediyorlar.

Bu huzurlu paylaşımdan mutluluk duyuyorum.

 

Keyifle dinlediğim Dua şarkınız nasıl bir içsel yolculuğun sonucu yazıldı? Duanın gücüne inanır mısınız?

‘Dua’ bu topraklar uğruna canlarını veren Mehmetçikler için yazılmıştır.

İşte bu, sözün bittiği an!

Ruhları şad olsun.

 

Çok sağlam bir hayran kitlesine sahipsiniz. Diğer sanatçıların aksine müzikten ne kadar uzak kalırsanız kalın, vedaların sessizliğine karşın, dönüşleriniz görkemli oluyor. Konserleriniz tıklım tıklım, albümleriniz, kitaplarınız kapış kapış.

Böylesi köklü ve coşkulu bir sevgi egonuz üzerinde nasıl bir etki yaratıyor?

Hava iyice ağırlaşınca, gece ormanlarından çıkıp gittim.

Yıldız  olmanın bütün getirilerini terkedip, ‘Pencere’den dışarıya uçtum.

Herşeyden azade bir yerdeyim!  ‘Ego’  sözcüğü anılarda bile yok!

 

1973 Yılında, “Birleşsin Bütün Eller” adlı şarkıyla başlayan ve günümüze değin süren müzikal yolculuğunuzun bir analizini yapar mısınız? Bundan sonrası için koyduğunuz hedefler neler? Yapmayı planladıklarınız?

 ‘Işık ve Sevgiyle 30 Yıl’ albümünün kapağına ‘Herşey şimdi başlıyor’ yazmıştım. Gerçekten öyle.

Çok doluyum. Sesimin ve sanatımın doruk noktasında, yoğun bir yaratım dönemindeyim.

2008 Otuzbeşinci ışık yılım.

35. yıl için çok özel bir albüm hazırlamak, değişik konseptlerde konserler vermek istiyorum.

1973’te başlayan aşk anlatımları, özde aynı kalarak, yaklaşık on yılda bir milat yaşadı.

10 Single, 23 Albüm, 6 kitap yayınlandı bu süreçte.

Konserlerimin olağanüstü atmosferi ve ‘tekyürek’ oluşumuzun, müzik çevresinden bazı isimleri rahatsız etmesi sonucu, bana karşı bir engelleme çabasının olduğunu belirtmeliyim.

Duyduklarım ve yaşadıklarım bende kalacak şekilde, bu konuyu kapatıyorum.

Konserler sürecek.

  

İlhan İrem’i bir dörtlük ile ifade etmenizi istesem? Hangi şiirin dizeleri iç dünyanızı tüm çıplaklığıyla ve sadeliğiyle gözler önüne serer?

 (…)
Seni hiç anlamadan

Şaşkın seyrettiler olağanüstü renklerine

                                                       bakıp,
Işıklı semalarda uçucu masumluğun
Sonsuz diyarlara kanat açıp süzülen

       Uç yalnız uç alaca tüylü kuş
       Uç yalnız uç başında bulut
                            sevdalı bulut

Asla pes etme!
Sarıl hayata
Sımsıkı sarıl yalnızlığına
Tek gerçek olan sensin
Yedi kat göklerdesin
İnandığın ötelere ötelere!


Uç yalnız uç...

(Alaca Tüylü Kuş / Seni Seviyorum albümü / İlhan İrem / 2001)

 

Hassas, duyarlı ve kırılgan bir yapınız olduğu sonucuna varıyoruz, eserlerinizden, söylemlerinizden, müziğinizden. Oysa bir de ayın görünmeyen yüzü vardır. Karanlıkta kalan. İlhan İrem’in bu yönü üzerine konuşalım mı biraz?

Yaşarken kalbinde, yaratırken zerrelerindeyim hayatın.

Sonsuz huzurla ürettiklerimi, profesyonel bir  disiplinle sarıp sarmalıyorum.

Benden, beni anlatmamı istiyorsunuz. Ayın karanlık yüzünü.

Bir ışık tayfı halinde, bütün renklerim yansıyor eserlerimden.

Gölgeler gece körlüğü, göz yanılması.

 

“Dünya artık öyle geri dönüşsüz bir felakete doğru sürükleniyor ki, düşünceleri dumura uğramamış, geleceği görebilen, kaygılanan herkesin yazıp söylemekten daha fazlasını yapmaları gerekiyor. Sırça saraylardan çıkacağız.” İfadelerini kullanmışsınız bir yazıda! Kendi payınıza bu gidişatı değiştirmek adına neler yapmayı planlıyor, ne tür somut adımlar atmayı düşünüyorsunuz?

 İrembağı’nın başlattığı çalışmalar genişleyerek sürecek.

‘Işık ve Sevgi’ anlatımları, çevre sorunları, savaş ve küreselleşme karşıtlığı gibi konuları da kapsıyor.

Çok kalabalık bir haberleşme ağımız var. Uluslararası bir vakıf haline dönüştürmeyi hedefliyorum.

  

Türkiye’nin toplumsal ve siyasal gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Türkiye, Kemalist devrimlerin, laik  cumhuriyetin aydınlığından uzaklaştı.

Toplumun Atatürk ışığına  dönük yüzü, yıllar içinde  karartılıp, dokusu değiştirildi.

İslam coğrafyasının  tek çağdaş ülkesi, irtica ve bölücülüğün kıskacındadır.

Artık gizliliği kalmayan çok yönlü bir plan, son darbeyi vurmaya hazırlanıyor.

Beklenmedik bir biçimde karanlık aydınlığa dönüşecek. Öte yanda filizlenen başka bir tohum var.

Umut asla tükenmez!

 

 Türkiye’nin AB’ye girme çabasını nasıl yorumluyorsunuz?

Ülkemizin uluslararası platformda sergilediği politik duruş hakkındaki bakış açınız ne yönde?

 Yaşanan bazı olaylar utanç verici.

Türkiye ABD’nin müstemlekesi değildir.

Yabancı ülkelerin elçileri genel vali görünümünde.

Avrupa Birliği’ne onurlu bir biçimde girilmesinden yanayım.

Ama, çok uzak olmayan bir tarihte ‘Avrupa Birliği’ diye bir oluşum kalmayacak.

Işık ve sevgiyle…