Hiçbirşey...?
(Oktay
Dursun)
"...
İlhan İrem bu eserinde dile getirdiği " varlık- yokluk" ilişkisine - tezatına, çelişkisine- bir çok yerde farklı şekilde değinmiştir. Nedir acaba kastettiği herşeyin hiçbirşey olması paradoksu? Parçaları birleştirelim....
"... Bilinç, bir çocuk gibi, kayanın, kuşun, bitkinin yaşadığını hissettiğine, konuştuğuna inandığı zaman, kainatla bütün olma duygusunu yakalar..." diyor ilhan İrem seslenişinde ya da "Birleşsin Bütün Eller'den, Krizalit Kristaline" seslenişlerindeki evrensel açılımında...
İlginç, bir o kadar da "soyut" u türkçe derslerinde "Sevgi, düşünce, melek, Allah..." kelimeleri olarak kavramış beyinlerimiz için kafa karıştırıcı. Madem böyle bir bilinç var neresinde ki bu basit atomdan oluşmuş maddelerin? "Evren, mikrodan makroya, aynı modellerin tekrarlandığı ve aynı yasaların işlediği şaşmaz bir düzenle kuruludur." ilkesinden yola çıkarak farklı bir noktaya taşıyalım durumu...
Bir atomu 70.000 kişilik bir futbol stadı olarak simgelersek atomun tüm KÜTLESİNİN santra noktasındaki bir "pire" de olduğu kabul edilir. Ya gerisi?.... Boşluk!
Bunu güneş sistemine, samanyoluna hatta daha büyük boyutlara genelleyecek olursak karşımıza şaşırtıcı bir madde/mana oranı çıkar. Yani madde mananın yanında hiçtir. Mana herşeydir! "Herşey- hiçbirşey, hiçbirşey-herşey". Peki ya hiçbirşeyin büyüsüne kapılıp herşeyi boş veren insanların, insanlığın durumu bundan daha da şaşırtıcı değil mi sizce de?
Ama şunu da unutmamak lazım; hayatın her noktasına çok hassas dengeler hakimdir. Doğa aslında bize bir çok şeyi öğretir, görebilene... Ve bu noktada da, oksijenin havadaki oranındaki gibi, dünyanın güneşe olan uzaklığındaki gibi bir çok noktadaki hassas dengeler göz ardı edilmemelidir.. "Herşey" ile "Hiçbirşey" arasında da bir denge olmalıdır..
Bu konuda bir alıntı daha:
"Açılıyor pencere...
Herkes mutlu
olmalı..."
Aslında açılan birşey yok... Herşey her zaman açık zaten Herşey her zaman açıksa, kapanan birşey de yoktur... Ama açılıp kapanmayan, öylece duran bir pencere olabilir... İçerde ve dışarda aldırmadan yaşayanlar... İçeri ve dışarı merakla bakanlar olabilir... Aslında içersi ve dışarsı yok... Biten şey yok... "Sınır da yok yani... "
Aslında Tanrı YOKtur diyenler haksız değiller. Tanrı
gerçekten de YOK! Daha doğrusu YOKluk halinde var. Böylece dinlerde her zaman
üzerinde konuşulmuş olan, "Peki Allah nasıl var oldu?" sorusunun yanıtı da bir
"Tren benzetmesinden" (her vagonu bir öndeki vagon çeker fakat lokomotifin kendi
hareket gücü vardır.) ibaret kalmıyor aynı zamanda o benzetmede bir anlam
kazanıyor. Peki ya sonra? "Hiçlik varlığa dönüştü bilinmeyen yolculuklarda."
"Yediğimiz herşey görünen tezahüre dönüşmüş Öz'dür. (Frekansı düşürülerek katı maddeye dönüşmüş Düşünce.) Ciğerlerimize çektiğimiz hava bizi saran ve güç veren Öz'dür. Yaşamamızı ve hareket etmemizi sağlayan Öz' dür." (Jack Ensing Addington, %100 Düşünce Gücü, AKAŞA, s. 89). Yani herşey önce düşüncede vardı (YOKtu.).... Tanrı'nın düşüncesinde....
Düşüncenin maddeye bağlı olmaması, yani insanda bile böyle bir bilincin olması aslında diğer varlıklarda da olması kadar şaşırtıcı. (Bu konuda daha fazla bilgi için
http://www.xxanadu.8m.com/hologram.htm adresine bakabilirsiniz. ) Ama düşüncenin çok farklı özellikleri olduğu -kısmen- bilinen bir gerçektir. İlhan İrem yine seslenişinde düşüncenin varlık ile olan ilişkisine kısaca değinmiştir "Düşüncelerimizin genişleyip yayılarak, diğer varlıklarla iletişime geçen hayatımızı, evreni değiştiren dalgalar olduğunu algıladığımızda evrensel bilincimiz uyanmaya başlıyor" , "Işık düşünce yoluyla yaratılabilecek zeki bir enerjidir." diyerek...Biz de onun gibi yaparak düşünceyi düşüncemizin havanına koyarak, başka bir zaman ezene kadar üzerinde düşünmek üzere burda bırakalım ve farklı açılardan yakalayıp daha iyi anlamak için "yokluğu" tavaf etmeye devam edelim...
Light Degisi, Yaz 1995 sayısından çevrilmiş ve Ruh ve Madde dergisinde yayınlanmış olan ve
mynet / metafizik de yer alan Geoff Fredd yazısının "Görünmeyen Enerjiler" başlıklı kısmında şöyle diyor : "Fiziksel her şeyin, görünmeyen bir enerji sistemi olarak karşılığının olduğunu unutmayın!" Demek ki aslında yokluk diyoruz ama o yoklukta bir çeşit enerji var. Fizik, boşlukta enerji olduğunu kabul etmez. Var olan farklı bir çeşit enerjidir. Görünmeyen, algılanmayan... Ama aslında enerji de yok! Ya da yine daha doğrusu -Tanrı gibi!- yokluk halinde var.Aslında çok derin ve çok dallı budaklı bir konu "yokluk". İlhan İrem ,yazının başında dediğim gibi , çok defalar temas etmiş bu konuya. Ben bazılarına yer verdim. Son sözleri yine ilhan İREM e bırakıyorum:
"...
Babil'in Asma Bahçelerinde
İki kız yürüyordu.
Biri yeşile çehrenelenmiş,
Diğeri yok!
Orman senfonilerinde geceleyip,
Olmayana aşık oldu.
Diğeri, ben o'yum diyordu.
Sessizliği dinledim.
..."
"...
Yokoluş ses veriyor
Yarınlardan...
Duyuyor musun?...
..."
"DAHA MI?....
DAHASI YOK...
BU HERŞEYİN ÖTESİ...
HERŞEYİN ÖTESİNE GELDİN...
BAŞLANGICINA YANİ!"